reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

ATIMIZIN KUYRUĞUNU BAĞLADIK

Yayınlanma Tarihi : Google News
ATIMIZIN KUYRUĞUNU BAĞLADIK

Türklerde At Kuyruğu Geleneğinin Binlerce Yıllık Hikâyesi

“Atımızın kuyruğunu bağladık.”

Bu cümle, 26 Ağustos’ta Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kullandığı ifadeler arasında dikkat çekti. İlk bakışta yalnızca eski bir Türk geleneğine yapılan bir gönderme gibi görünse de, bu sözün arkasında Türklerin savaş kültürüne, atla kurduğu ilişkiye ve yüzyıllar boyunca yaşattığı sembollere uzanan uzun bir tarih bulunuyor.

Peki Türkler savaş öncesinde atlarının kuyruğunu neden bağlardı?

Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü at kuyruğunun bağlanması, tarih boyunca yalnızca pratik bir savaş tedbiri olarak kalmadı. Zaman içinde savaş hazırlığının, mücadele iradesinin, yiğitliğin, ölüm ve yasın sembollerinden birine dönüştü.

Üstelik bu gelenek, Türk tarihinin farklı dönemlerinde farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Bozkır dünyasının eski atlı topluluklarından Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlılara kadar uzanan kültürel bir çizgide at kuyruğu, sıradan bir hayvanın uzvu olmaktan çıkıp savaşın, ölümün ve devlet otoritesinin sembolüne dönüştü.

BOZKIRIN SAVAŞÇISI VE AT

Türk tarihini attan ayrı düşünmek neredeyse mümkün değildir.

Bozkırda yaşayan toplumlar için at; ulaşım, avcılık, savaş, haberleşme ve ekonomik hayatın merkezindeydi. Özellikle hareket kabiliyetine dayanan savaş anlayışında at, savaşçının en önemli yardımcısıydı.

Türk süvarisinin başarısının arkasında yalnızca iyi bir binici olmak değil, atını çok iyi tanımak da vardı. Atın yürüyüşü, hızlanması, durması, yön değiştirmesi ve uzun mesafelerde dayanıklılığı savaşın sonucunu doğrudan etkileyebiliyordu.

Bu nedenle atın bedenine ilişkin ayrıntılar bile önem taşıyordu.

Kuyruk da bunlardan biriydi.

Uzun kuyruk kıllarının savaş sırasında atın bacaklarına veya teçhizata dolanmasını önlemek, hareketi kolaylaştırmak ve kuyruğu kontrol altında tutmak için bağlama veya düğümleme uygulaması yapılabiliyordu. Ancak tarihî kaynaklar ve arkeolojik buluntular, bu uygulamanın zamanla yalnızca pratik bir işlem olmaktan çıktığını gösteriyor.

2020 yılında History Studies dergisinde yayımlanan Ahmet Yılmaz ve Ali Toraman imzalı araştırmada, at kuyruğunun bağlanması ve kesilmesinin Türk kültüründe özellikle savaş ve ölüm durumlarıyla bağlantılı olarak görüldüğü ortaya konuluyor. Araştırmacılar, uygulamanın eski dönemlerden itibaren farklı Türk topluluklarında devam ettiğine dikkat çekiyor.

“KUYRUK TÜGMEK” VE “AT ÇERMETMEK”

Bu geleneğin Türkçede karşılıkları da vardı.

Eski Türklerde atın kuyruğunu bağlamak veya düğümlemek için “kuyruk tügmek” ve “at çermetmek” ifadeleri kullanılıyordu.

Buradaki “tügmek” kelimesi düğümlemek, bağlamak anlamıyla ilişkilidir. Dolayısıyla “kuyruğu tügmek”, atın kuyruğunu düğümlemek demektir.

Bu ifade yalnızca dil açısından değil, Türklerin savaş kültürünü anlamak bakımından da önemlidir.

Çünkü atın kuyruğunun bağlanması, belirli durumlarda atın artık sıradan bir binek hayvanı olmadığını, savaş için hazırlandığını gösteren bir işaretti.

Bunun en eski yazılı kanıtlarından biri Göktürk dönemine ait Tonyukuk Yazıtı’nda karşımıza çıkar.

Tonyukuk, yaptığı işleri anlatırken şöyle der:

“…tügünlüg atıg yügürtmedim…”

Bu ifade genel olarak “kuyruğu düğümlü atları koşturmadım” şeklinde çevrilmektedir. Cümlenin bağlamı savaş ve düşmanla mücadele üzerinedir. Dolayısıyla “tügünlüg at”, yani kuyruğu düğümlenmiş at, sıradan bir at değil, askerî bağlamı olan bir görüntüdür.

Bu küçük cümle bize çok önemli bir şey söylüyor:

At kuyruğunun düğümlenmesi, en azından Göktürk döneminde askerî hareketlilikle bağlantılı bir uygulamaydı.

Yani bu gelenek Malazgirt’te ortaya çıkmış değildi.

Malazgirt’ten yaklaşık üç buçuk asır önce Göktürklerin taşlara kazıdığı ifadelerde dahi karşımıza çıkıyordu.

İSKİTLER VE SAKALAR: BOZKIRIN TÜRK ATLI GELENEĞİNİN KÖKLERİ

At kuyruğu bağlama geleneğinin izlerini yalnızca Göktürkler veya Selçuklular döneminde aramak, Türklerin atlı savaş kültürünün tarihî derinliğini eksik bırakır. Bu geleneğin kökleri, Avrasya bozkırında yaşayan ve Türk tarihinin erken dönemlerini oluşturan İskit-Saka topluluklarına kadar uzanmaktadır.

İskitler ya da doğu kaynaklarındaki adıyla Sakalar, Karadeniz’in kuzeyinden Orta Asya’ya, Altaylar’a ve Çin sınırlarına kadar uzanan geniş bozkır coğrafyasında yaşayan atlı savaşçı topluluklardı. Bu toplulukların kültüründe at, yalnızca ulaşım ve savaş aracı değil; ekonomik hayatın, sosyal düzenin, inancın ve askerî gücün merkezindeydi.

Bugün Türk tarihini yalnızca Göktürk Kağanlığı’nın ortaya çıktığı VI. yüzyıldan başlatmak, binlerce yıllık bozkır kültürünü görmezden gelmek anlamına gelir. Türklerin tarihî oluşumu, çok daha eski dönemlere uzanan bir kültürel ve toplumsal birikimin sonucudur. İskit-Saka toplulukları da bu uzun Türk tarihinin erken halkalarından, Türk ailesinin eski bozkır topluluklarından biri olarak değerlendirilmelidir.

İskit-Saka dünyasından günümüze ulaşan kurganlar, at koşumları, silahlar ve sanat eserleri, bu toplumların olağanüstü gelişmiş bir atlı kültüre sahip olduğunu göstermektedir. Atların özel törenlerle gömülmesi, at koşumlarının süslenmesi ve atın savaşçı kimliğiyle bütünleşmesi, daha sonraki Türk topluluklarında gördüğümüz at merkezli kültürün erken örneklerini ortaya koymaktadır.

Bu noktada at kuyruğu da dikkat çekici bir ayrıntıdır.

İskit-Saka kültürüne ait çeşitli arkeolojik eserlerde kuyrukları bağlanmış veya düğümlenmiş at tasvirlerine rastlanmaktadır. Bu durum, daha sonraki Türk topluluklarında yazılı kaynaklarla açık biçimde karşımıza çıkan “kuyruk tügmek” geleneğinin çok daha eski bir bozkır geçmişine sahip olduğunu düşündürmektedir.

Dolayısıyla Göktürk Yazıtları’nda geçen “tügünlüg at” yani “düğümlü kuyruklu at” ifadesini tek başına ortaya çıkmış bir uygulama olarak görmek yerine, binlerce yıllık Türk bozkır kültürünün devamlılığı içerisinde değerlendirmek gerekir.

Bu kültürel süreklilik son derece dikkat çekicidir:

İskitler-Sakalar → Hunlar → Göktürkler → Karahanlılar → Selçuklular → Osmanlılar

Devletlerin isimleri ve siyasi sınırları değişmiş olsa da atlı savaş kültürünün temel unsurlarının büyük bölümü yaşamaya devam etmiştir.

Atın savaşçının en yakın yoldaşı olması, atın ölümden sonra da sahibiyle birlikte gömülmesi, at kuyruğunun bağlanması veya kesilmesi, at kuyruğundan tuğ yapılması gibi uygulamalar, bu kültürel dünyanın farklı dönemlerdeki yansımalarıdır.

BOZKIRDAN MALAZGİRT’E UZANAN GELENEK

Bu nedenle 1071 Malazgirt Savaşı’nda Sultan Alp Arslan’ın atının kuyruğunu bağlamasını yalnızca Selçuklu dönemine ait münferit bir gelenek olarak değerlendirmek eksik olur.

Alp Arslan’ın yaptığı hareket, Türk bozkır savaş kültürünün binlerce yıllık hafızasının Selçuklu çağındaki devamıdır.

İskit-Saka atlılarından Hun süvarilerine, Göktürk savaşçılarından Selçuklu akıncılarına kadar uzanan büyük bir kültür havzasında at, savaşın merkezinde yer almıştır.

At kuyruğunun bağlanması da bu kültür içerisinde zamanla özel bir anlam kazanmıştır.

Savaş öncesinde kuyruğu bağlanan at artık sıradan bir binek değildir.

Savaş atıdır.

Ve kuyruğundaki düğüm yalnızca pratik bir hazırlığı değil, savaşçının iradesini de temsil eder.

Bu nedenle Malazgirt öncesinde Alp Arslan’ın atının kuyruğunu bağlaması, Türk tarihindeki çok daha eski bir sembolün yeniden ortaya çıkışıdır.

Bozkırın düğümü Malazgirt’te yeniden atılmıştır.

1071’de Anadolu’ya giren Selçuklu ordusunun atları, yalnızca bir savaş ordusunu taşımıyordu. Onlarla birlikte Orta Asya bozkırlarından gelen binlerce yıllık bir kültür de Anadolu’ya taşınıyordu.

Atın kuyruğundaki düğüm de bu kültürel hafızanın sembollerinden biriydi.

Bu açıdan bakıldığında, İskit-Saka döneminden Malazgirt’e, Malazgirt’ten Osmanlı tuğlarına uzanan çizgi, Türk tarihindeki atlı savaş kültürünün güçlü devamlılığını göstermektedir.

Ve bugün hâlâ “Atımızın kuyruğunu bağladık” denildiğinde, aslında yalnızca 1071’in değil, Avrasya bozkırlarında şekillenen binlerce yıllık Türk savaş kültürünün hafızası yeniden hatırlanmaktadır.

GÖKTÜRKLERDE SAVAŞIN İŞARETİ

Göktürkler dönemine geldiğimizde artık yazılı kaynaklarımız çok daha güçlüdür.

Tonyukuk Yazıtı, Türklerin savaş anlayışı hakkında önemli bilgiler verir.

“Düğümlü at” ifadesinin savaş bağlamında kullanılması, at kuyruğunun bağlanmasının askerî bir hazırlık işareti olduğunu düşündürür.

Burada önemli olan nokta şudur:

Atın kuyruğunun bağlanması ile savaş arasında kurulan ilişki, Türklerin atı yalnızca bir ulaşım aracı olarak görmediğini de ortaya koyar.

At, savaşçının hayatının bir parçasıydı.

Savaşçı atıyla birlikte hareket ediyor, onunla birlikte savaşıyor, onunla birlikte uzun mesafeler aşıyor ve öldüğünde bile atı üzerinden çeşitli ritüeller gerçekleştiriliyordu.

Bu nedenle atın kuyruğu da zaman içinde sembolik anlamlar kazandı.

KAŞGARLI MAHMUD’DA AT ÇERMETMEK

  1. yüzyıla geldiğimizde bu geleneğin Türk dünyasında hâlâ yaşadığını görüyoruz.

Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eseri, Türklerin dili ve kültürü açısından eşsiz bir kaynaktır.

Eserde “at çermetmek” ifadesine yer verilmesi, at kuyruğunun bağlanması geleneğinin Selçuklu çağında da bilindiğini göstermektedir.

Daha önemlisi, bu uygulamanın yiğitlik ve savaşçılık kültürüyle ilişkilendirilmesidir.

Böylece Göktürkler çağında askerî bağlamda gördüğümüz “düğümlü at”, yüzyıllar sonra Türk-İslam dünyasında da yaşamaya devam etmektedir.

Ve birkaç yıl sonra bu geleneğin en meşhur örneği tarih sahnesine çıkacaktır:

Malazgirt.

1071: ALP ARSLAN’IN ATININ KUYRUĞU

26 Ağustos 1071.

Sultan Alp Arslan, Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’in ordusuyla karşı karşıyadır.

Savaş öncesinde Selçuklu hükümdarının askerlerine yaptığı konuşma, Türk tarihinin en meşhur savaş anlatılarından biridir.

Alp Arslan’ın savaş öncesinde beyaz elbise giydiği, bunun kefeni olacağını ifade ettiği ve atının kuyruğunu bağladığı aktarılır.

Dönemin ve sonraki tarih yazıcılığının aktardığı bu gelenek, savaşın sıradan bir askerî harekât olarak görülmediğini gösteren güçlü bir semboldür.

Alp Arslan’ın verdiği mesaj açıktır:

Savaş başlamıştır.

Artık geri çekilmek değil, sonuna kadar mücadele etmek vardır.

Diyanet’in Malazgirt tarihçesinde de Sultan Alp Arslan’ın 26 Ağustos 1071’de askerlerine yaptığı konuşmanın ardından namaz kıldığı ve “Türk töresine uygun olarak atının kuyruğunu kendisi bağladığı”, ardından beyaz elbisesini giydiği aktarılmaktadır.

Burada tarihî bir ayrıntıya dikkat etmek gerekir.

Bugün halk arasında “atın kuyruğunu bağlamak kesin olarak ‘ölmeye gidiyorum’ anlamına gelirdi” şeklinde anlatımlar görülebiliyor.

Oysa tarihî tablo daha geniştir.

At kuyruğunun bağlanması savaş hazırlığı, kararlılık, yiğitlik ve bazı durumlarda ölümü göze alma anlamlarını taşıyabiliyordu.

Malazgirt’te ise bu sembol, Alp Arslan’ın savaş öncesindeki beyaz elbise ve kefen anlatısıyla birleşerek çok daha güçlü bir anlam kazanmıştır.

“YA ZAFER YA ŞEHADET”

Alp Arslan’ın atının kuyruğunu bağlaması, askerî psikoloji açısından da son derece etkili bir hareketti.

Bir hükümdarın kendi atında gerçekleştirdiği sembolik bir davranış, ordunun tamamına verilen bir mesajdı.

“Ben hazırım.”

“Siz de hazır olun.”

“Bu savaşta geri dönmekten önce mücadele edeceğiz.”

İşte yüzyıllar sonra “atımızın kuyruğunu bağladık” sözünün taşıdığı anlam da büyük ölçüde buradan geliyor.

Bu, aslında bir kararlılık metaforudur.

Atın kuyruğundaki düğüm, savaşçının zihnindeki kararı temsil eder.

SADECE SAVAŞ DEĞİL: ÖLÜM VE YAS

Geleneğin diğer yüzü ise ölümdür.

Türk kültüründe savaşta hayatını kaybeden bir kişinin atına yönelik özel uygulamalar da vardı.

Araştırmalarda, savaşçının ölmesi halinde atının kuyruğunun sahibinin daha önce bağladığı yerden kesilmesiyle ilgili uygulamalara rastlandığı belirtilmektedir.

Bu durumda atın kuyruğunun kesilmesi, hayvanın sahibini kaybettiğini gösteren sembolik bir işaret haline geliyordu.

Bazı Türk topluluklarında ölen kişinin atının kuyruğunun kesilerek bir sırığa bağlanması da görülmektedir.

Bu uygulama, daha sonra Türk devlet geleneğinde önemli bir yere sahip olacak tuğ kavramıyla da ilişkilendirilmektedir.

Böylece at kuyruğu iki farklı uç arasında anlam kazanıyordu:

Bağlı kuyruk: Savaş ve hazırlık.

Kesilmiş kuyruk: Ölüm ve yas.

Bu durum, atın Türk kültüründeki olağanüstü sembolik değerini gösterir.

SELÇUKLULARDA GELENEK DEVAM ETTİ

Malazgirt’ten sonra Anadolu’nun kapıları Türklere açılırken at kuyruğu geleneği de ortadan kalkmadı.

Büyük Selçuklular döneminde uygulamanın farklı biçimleri görülmeye devam etti.

Bunun ilginç örneklerinden biri Sultan Melikşah dönemine aittir.

1082 yılında Melikşah’ın oğlu Davud’un ölümünün ardından düzenlenen matem törenlerinde Türkmenlerin saçlarını ve başlarını yolmaları, atların kuyruklarının bağlanması ve kesilmesi gibi yas uygulamalarından söz edilmektedir.

Bu örnek bize geleneğin artık sadece savaş meydanında değil, ölüm ve yas kültüründe de yaşadığını gösterir.

AT KUYRUĞUNDAN TUĞA

Türk tarihinin en dikkat çekici sembollerinden biri olan tuğ da at kuyruğuyla bağlantılıdır.

Tuğ, özellikle Türk ve İslam devletlerinde hükümdarlık ve askerî otoritenin sembollerinden biri haline geldi.

At kuyruğu burada artık canlı bir savaş atının üzerinde değil, devletin ve hükümdarın gücünü temsil eden bir sembol olarak karşımıza çıkıyordu.

Bu dönüşüm son derece anlamlıdır:

At → savaşçı → savaş → at kuyruğu → tuğ → devlet otoritesi.

Bir zamanlar savaş atının kuyruğunda bulunan kıl, zamanla devletin gücünü temsil eden bir işaret haline geldi.

Osmanlılarda da tuğ geleneği bunun en gelişmiş örneklerinden birini oluşturdu.

Böylece bozkırın savaş kültüründen doğan bir sembol, yüzyıllar boyunca devlet teşkilatının önemli işaretlerinden biri olarak yaşamaya devam etti.

NEDEN ÖZELLİKLE KUYRUK?

Burada sembolik açıdan da ilginç bir soru ortaya çıkıyor.

Neden atın başka bir bölgesi değil de kuyruğu?

Çünkü kuyruk, atın en belirgin ve hareket halinde en fazla görünen unsurlarından biridir.

Uzun saç veya kılın bağlanması, Türk kültüründe yalnızca hayvana değil, insana ilişkin sembolik anlamlar da taşımıştır.

Saç ve kıl; güç, kimlik, yas ve ritüel ile ilişkilendirilebilmiştir.

Atın kuyruğunun bağlanması da bu sembolik dünyanın içinde anlam kazanmış görünmektedir.

Üstelik savaş meydanında yüzlerce atın kuyruğunun aynı şekilde bağlanması, ordunun görüntüsünü de değiştiriyordu.

Savaş başlamadan önce bile karşı tarafa verilen psikolojik mesaj şuydu:

Bu ordu savaşa hazırlanmış.

PRATİK BİR İHTİYAÇTAN SAVAŞ SEMBOLÜNE

At kuyruğunun bağlanmasının hikâyesini tek cümleyle anlatmak gerekirse:

Pratik bir ihtiyaç, zaman içinde güçlü bir sembole dönüştü.

İlk aşamada kuyruğun bağlanmasının hareket kolaylığı gibi pratik nedenleri bulunuyordu.

Ancak bozkır savaş kültüründe atın merkezi konumu nedeniyle bu uygulama zamanla askerî bir anlam kazandı.

Ardından savaş hazırlığının işareti oldu.

Sonra yiğitlik, mücadele ve kararlılıkla ilişkilendirildi.

Ölüm ve yas ritüellerinde ise başka bir anlam kazandı.

Son aşamada at kuyruğu devlet sembolizmine, yani tuğa kadar uzandı.

Bu nedenle bugün “atımızın kuyruğunu bağladık” dendiğinde, aslında tek bir gelenekten değil, yüzyıllar boyunca katmanlaşmış bir semboller dünyasından söz ediyoruz.

26 AĞUSTOS’TA SÖYLENEN SÖZÜN ANLAMI

İşte bu yüzden “Atımızın kuyruğunu bağladık” sözü, Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümünde söylendiğinde tarihî bir çağrışım taşıyor.

26 Ağustos, Türk tarihinin en önemli savaşlarından birinin tarihidir.

1071’de Alp Arslan’ın ordusu Bizans ordusuyla karşı karşıya geldi.

Savaş öncesinde atının kuyruğunu bağlayan Selçuklu hükümdarı, Türk savaş kültürünün eski bir sembolünü kullanmış oldu.

Bugün aynı sözün kullanılması ise o tarihî hafızaya yapılan bir göndermedir.

Buradaki anlamı sadece:

“Savaşa hazırlanıyoruz.”

değildir.

Daha geniş anlamıyla:

“Karar verdik. Mücadeleye girdik. Sonuna kadar gideceğiz.”

mesajını taşır.

Ancak tarihçinin görevi, bu sembolü romantikleştirirken tarihî gerçekliği de korumaktır.

At kuyruğu bağlama geleneğini yalnızca “ölmeye gidiyorum” şeklinde açıklamak eksik kalır.

Bu gelenek aynı zamanda savaş hazırlığı, askerî disiplin, yiğitlik, mücadele, yas ve devlet sembolizmi gibi birçok anlamı bünyesinde barındırmaktadır.

BİR DÜĞÜM, BİNLERCE YILLIK HAFIZA

Bugün bir atın kuyruğuna atılan basit bir düğüm, ilk bakışta önemsiz görünebilir.

Fakat tarih bazen küçük ayrıntıların içinde saklıdır.

Bir düğüm, Göktürk yazıtlarında savaşın izini taşır.

Aynı düğüm, yüzyıllar sonra Kaşgarlı Mahmud’un sözlüğünde karşımıza çıkar.

1071’de Sultan Alp Arslan’ın savaş öncesindeki hazırlığında sembole dönüşür.

Selçuklu döneminde ölüm ve yas ritüellerinde yaşamaya devam eder.

Osmanlı çağında tuğla birlikte devlet otoritesinin sembol dünyasına taşınır.

Ve bugün, 26 Ağustos’ta söylenen bir cümlenin içinde yeniden hatırlanır:

“Atımızın kuyruğunu bağladık.”

Belki de bu geleneğin en etkileyici tarafı tam olarak budur.

Türk tarihinin farklı dönemlerinde devletler değişmiş, coğrafyalar değişmiş, savaş yöntemleri değişmiş, atın savaş meydanındaki rolü zamanla ortadan kalkmış olabilir.

Fakat bazı semboller hafızada yaşamaya devam eder.

At kuyruğundaki düğüm de bunlardan biridir.

Çünkü o düğüm yalnızca bir atın kuyruğunda değildir.

O düğüm, savaşçının kararında; ordunun iradesinde; ölüm karşısındaki cesarette ve Türk tarihinin hafızasında atılmış bir düğümdür.

Ve Malazgirt’ten yüzyıllar sonra bugün hâlâ aynı sembolün hatırlanması, tarihî hafızanın nasıl nesilden nesle aktarılabildiğinin çarpıcı bir örneğidir.

Bir atın kuyruğuna atılan düğüm, bazen bir milletin hafızasında yüzyıllarca yaşayabilir.

KAYNAK NOTU

Bu yazının tarihî çerçevesinde özellikle Ahmet Yılmaz ve Ali Toraman’ın “Türk Kültüründe At Kuyruğu Bağlama ve Kesme Geleneği Üzerine Bazı Tetkikler” başlıklı, History Studies, 12/3 (2020), s. 745-763 tarihli hakemli araştırmasından yararlanılmıştır. Çalışma, at kuyruğu bağlama ve kesme geleneğini arkeolojik buluntular ve yazılı kaynaklar üzerinden İslamiyet öncesi Türklerden Selçuklulara kadar takip etmektedir.

Tonyukuk Yazıtı’ndaki “tügünlüg atıg yügürtmedim” ifadesi için Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan Tonyukuk çalışmaları ve yazıt metinleri esas alınmıştır.

Malazgirt öncesinde Alp Arslan’ın atının kuyruğunu bağlamasına ilişkin anlatım için Malazgirt tarihçesine dair kaynaklar ve akademik çalışmalarda aktarılan bilgiler dikkate alınmıştır.

reklam