reklam
reklam
DOLAR47,5574% 0.18
EURO54,8602% 0.06
STERLIN64,2310% 0.41
FRANG58,9165% -0.11
ALTIN6.175,37% -1,31
BITCOIN63.493,950.693

Alaca Höyük’teki Eski Tunç Çağı prensine ait mezarda neler bulundu!

Yayınlanma Tarihi : Google News
Alaca Höyük’teki Eski Tunç Çağı prensine ait mezarda neler bulundu!

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

Mabet-sarayın iki kapısı vardır: Bunlardan biri höyüğün batısında bulunan “Poternli Kapı”, diğeri ise höyüğün güneyinde yer alan “Sfenksli Kapı”dır. İki kule arasındaki rampalı girişte, iki yanda şehrin dışına bakan sfenksler yer alır.Bu nedenle de b

ALACA HÖYÜK

Alaca Höyük, Ankara’nın 210 kilometre kuzeydoğusunda, Çorum ilinin Alaca ilçesi sınırları içindedir. Hititlerin başkenti Hattuşaş’ın da (Boğazköy) karayolu ile 38 kilometre kuzeyinde yer alır.   Alaca Höyük ana toprak üzerine kurulmuş dört kültür katının oluşturduğu 16 metre yüksekliğindeki bir höyüktür. Ova seviyesinden yüksekliği 20 metredir.

1835 yılında W.C. Hamilton; Alaca Höyük’ü, “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür.

1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından sistemli kazılara başlanmıştır. 1936 yılından itibaren de “ilk milli kazı”nın başkanlığı, Dr. Hamit Zübeyr Koşay’a verilmiştir. Kazı çalışmaları 1967-1983 yılları arasında Mahmut Akok tarafından yürütülmüştür. 1997 yılında Ankara Üniversitesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı adına çalışmalara, Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu başkanlığında yeniden başlanmıştır. 2008 yılından bu yana da Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Alaca Höyük’te kazı, konservasyon ve restorasyon çalışmalarına devam edilmektedir. 

Alaca Höyük mabet-saray binası orta avlu canlandırması Alaca Höyük Kazı Arşivi

Alaca Höyük’teki yerleşimlerin kültürel sıralaması, ortaya çıkarılan anıtsal yapılar nedeniyle geniş kapsamlı incelenememiştir. Ancak dar alanlarda yapılan çalışmalarda Alaca Höyük’te yerleşimin bugünkü bilgiler ışığında, Geç Kalkolitik Çağda başladığı bilinmektedir. Alaca Höyük’te 4 kültür katı ve 14 yapı katı tespit edilmiştir. Ayrıca en üstteki dolgu toprakta bir mimariye bağlanamayan Hellenistik, Bizans, Osmanlı dönemlerine ait buluntular eski kültürel sıralamada, I. Kültür Katı içinde değerlendirilmiştir. Alaca Höyük kültürel dizilimi yeniden eskiye doğru tanımlanmıştır.

Alaca Höyük havadan genel görünüş Alaca Höyük kazı arşivi

Frig Çağı

Kültürel dizilimde ilk sırada yer alan I. Kültür Katı, MÖ 6.-5. yüzyıllara tarihlenen Frig Dönemi ile temsil edilir. Eski kazı sezonlarında höyüğün genelinde parçalar halinde iyi korunmamış yapı kalıntıları tespit edilmiştir. Ancak 2005-2013 yılları arasında yapılan kazılarda, höyüğün kuzeyinde bu kültür katına ait iyi korunmuş mimari buluntular ele geçmiştir. Kare planlı, çok odalı, taş temelli yapılar açığa çıkarılmıştır. Bu kültür katında, Alaca Höyük Hitit Dönemindeki görkemini kaybetmiş, bir köy kültürü haline gelmiştir. Geç Frig Dönemine ait çok sayıda küçük buluntu ele geçmiştir. Tek renkli ve çok renkli seramikler dönemin karakteristik özelliklerini yansıtır. Bu çağın en önemli buluntusu, Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunan Frigce yazıtlı iki andezit bloktur.

Alaca Höyük’teki Frig Dönemi yapılarının tam planını çıkarmak mümkün olamamıştır, ancak kuzeye doğru ilerledikçe höyüğün Frig mimarisi daha anlaşılır hale gelmiştir. 1999 yılında II. istinat duvarının üst seviyelerinde yapılan kazılarda Frig yangın tabakası tespit edilmiş, ancak mimari buluntuya rastlanmamıştır. 

2005-2013 yılları arasında bir bölümü açığa çıkarılan yapının iki evreli olduğu anlaşılmış, ayrıca yine Frig Dönemine ait silolar açığa çıkarılmıştır. Bu tabakada yapılan kazılarda ele geçen malzeme değerlendirildiğinde, bu alanın Geç Frig Dönemine ait olduğu anlaşılmıştır.

Teknik açıdan bakıldığında Alaca Höyük’teki Frig yapıları ile Hitit yapıları arasında büyük farklar vardır. Hitit Dönemindeki anıtsal binalara karşılık, Frig Döneminde küçük ölçekli basit planlı yapı modelleri belirlenmiştir. Bu da, Alaca Hüyük’ün Hitit Dönemindeki şehir özelliğini yitirmiş olan köy kültürünün varlığını göstermiştir. Frig yapılarının Hitit yapıları üzerine basit toplama küçük taşlardan yapıldığı gözlenmiştir. 

Eski Anadolu geleneğinde olduğu gibi Frig Döneminde de duvarların taşları iki sıralıdır, yapılar tek katlı, dikdörtgen planlı basit yapılardır.   

Alaca Höyük’ün Eski Tunç Çağı katmanlarında bulunan Hatti prens ve prenses mezarları 2009 yılında yeniden, yerinde canlandırılmış ve ziyaretçiler tarafından gezilebilir duruma getirilmiştir Fotoğraf : Aykan Özener

Hitit Çağı

Alaca Höyük, 4, 3a-b ve 2 yapı katları ile temsil edilen II. Kültür Katı, Assur Ticaret Kolonileri Çağının geç evresinden Hitit İmparatorluk Çağının sonuna kadar kesintisiz iskân edilmiş bir Hitit şehridir. II. Kültür Katı, MÖ 1750’den yine MÖ 1100 yılına kadarki dönemi içerir. Bu, başka bir ifade ile “Hitit Çağı”dır. Orta Anadolu’da MÖ yaklaşık 1750 yıllarına kadar süren Hatti Dönemi, Hititlerin Anadolu’ya gelip bir krallık kurmalarıyla son bulmuştur. Ancak, Hatti kültürünün izleri Hitit Uygarlığı içinde de devam etmiştir. Hitit İmparatorluk Çağında Alaca Höyük, mabet-sarayı, temiz ve atık su kanalları, biri kabartmalı anıtsal iki kapısı ve girişinde sfenksleri bulunan şehir suru ile önemli bir kült merkezidir (Arinna? kenti). 

Bu dönemde mabet-sarayın iki kapısı bulunmuştur. Ayrıca Höyük’ün güneyinde çift aslan protomlu bir kapı daha mevcuttur. Bunlardan birisi höyüğün batısında bulunan, doksan derecelik bir dönüş yaparak uzanan “Poternli Kapı”dır (gizli geçit). Bir diğer kapı ise, höyüğün güneyinde yer alan “Sfenksli Kapı” ve buna bağlı kabartmalı bloklarla bezeli kulelerdir. Bunlar Alaca Höyük’teki en önemli mimari kalıntılardır. İki kule arasındaki rampalı girişte, iki yanda şehrin dışına bakan sfenksler yer almaktadır. Bu nedenle de bu kapı bu isimle adlandırılır. Sfenkslerden batıdakinin iç kısmında kanat tasviri, doğudakinde ise pençelerinde tavşanları tutan çift başlı kartal üzerinde duran tanrıça tasviri vardır. Kapının şehre bakan tarafındaki tamamlanmamış sfenkslerden önce, sağlı sollu blok taşlar üzerinde iki muhafızın mızrak, bacak ve ayakkabı kalıntıları görülür. Sfenksli kapıya bağlı sağlı sollu kulelerde, Fırtına Tanrısı için yapılan bir kült törenini (Antahşum Bayramını?) anlatan iki sıralı kabartma vardır. Bu betimlemelerde kral ve kraliçenin sunu sahnesi, av, eğlence gibi çeşitli aşamaları anlatılır. Bu tasvirli kapıdan sonra, ikişer kanatlı iki kapının yol verdiği geçitten mabet-saray binasının taş döşeli üstü açık avlusu ve bu avlunun iki tarafındaki büyük odalara geçilir. Ayrıca höyüğün kuzeydoğusunda beş odalı karmaşık mekan yapının kutsal alanıdır. Bu yapı katında, höyüğü çepeçevre saran 2 şev/ihata duvarı, küçük mabet olarak tanımlanan bağımsız bir yapı ve 2013 yılında açığa çıkarılan bir başka bağımsız yapı grubu da gün ışığına çıkarılmıştır. Bu döneme ait küçük eserler arasında yer alan küçük bir tablet parçası, Alaca Höyük’te, kazıda bulunan tek yazılı eser olması bakımından önemlidir. Yine bu kültür katına ait tunçtan tahtına oturan Güneş tanrıçası heykelciği, dini törenlerde kullanılan kutsal hayvan biçimindeki ayinle ilgili kaplar, hiyeroglif baskılı mühürler önemli grubu oluşturur. 

Arsenikli bakırdan yapılma dinsel veya törensel çift boğa heykelciği Metropolitan Museum of Art, New York

Hitit kültür katının eski safhalarına ait höyüğün batısında yer alan yapılar, 2001-2004 yıllarında açığa çıkarılan 3 adet büyük boyutlu, dikdörtgen planlı tahıl depoları ve Assur Ticaret Kolonileri Çağının geç evresi ve eski Hitit kültür katının başlarına tarihlenen maden atölyesidir. Kabartmalı vazo parçaları, silindir ve damga mühürler yine bu katın özel eser grubu içinde yer alır.

Höyükte, 1998 yılından bu yana açığa çıkarılan yuvarlak silo tahıl depo oda sayısı dörttür. Tahıl depoları, yuvarlak silo hariç, kuzey-güney doğrultusunda sıralanmıştır. Bu depoların doğu, kuzey ve güney duvarları açığa çıkartılmış ancak; hiçbirinin batı duvarı saptanamamıştır. Bunun nedeni, yeni dönem kazılarında ve önceki dönem kazılarında bulunan ve mabet-sarayın doğu yönünde yer alan her iki şev ya da çevre/ihata duvarlarıdır. Çünkü her iki duvar da depo odalarının işlevleri bittikten sonra inşa edilmiştir.    

Alaca Höyük’teki depoların taş temellerinin yüksekliği tabandan yer yer 2 metreye ulaşmaktadır. Taş temelleri, üzerine ağaç hatıl konulduktan sonra kerpiçle yükseltilmiştir. Tahıl depoları işlevlerini yitirdikten sonra şehirde bir ören yerinden alınan iskân toprağı ile doldurulmuştur. Bu doldurmada kullanılmış iskân yeri toprağı içinde yoğun miktarda eski Hitit seramiklerine rastlanmıştır.  

H. Hoffner, Hititlerde tarım ve beslenme konusuyla ilişkili olarak tahıl ambarlarını araştırırken çivi yazılı metinlerden yararlanmıştır. ESAG (Eskisi ARAH) sumerogramı ile tanımlanan bu yapılar derin ve toprağa kazılmış olarak tarif edilerek; “….aşağıya doğru….” bir şey konulur ve “aşağıdan dışarıya…” bir şey çıkarılır diye tanımlanır. Hoffner’in yapmış olduğu bu tanımlama kuşkusuz Hitit merkezlerinde bulunan ve Alaca Höyük’te de ele geçen depo odaları için de geçerlidir. Geçmiş dönemlerde çok sayıda açığa çıkarılan ve ambar olarak isimlendirilen küçük taş örgülü depolar, Alaca Höyük’te bilinmekteydi. Ancak, yeni dönem kazılarında ele geçen bu depo odaları, diğerlerine oranla oldukça büyük boyutlardaydı. 

Tahılın toprak altına yapılan silolarda saklanması tüm kültürlerde görülen bir uygulamadır. Tahıl silolarının yüzeyine ve tabanına organik bir malzeme serilmiştir. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyelerince bu otun kenevir otu olabileceği düşünülmektedir. Boğazköy’ün önceki kazı başkanlarından Seeher’in görüşüne göre, depoların içerisine beyaz bir tabaka halinde de görülebilen saman serilmesi olasılığıdır. Tahıl da bu samanın üzerine konmuş olmalıdır. Silolara konulan tahılın bozulmasını önlemek için depoların üzeri ağaç hatıllarla örtüldükten sonra, hatılların üstü de kalın bir toprak tabakası ile kaplanmış olmalıdır. Bu ortamda, tahıl tanelerinin arasında kalan oksijen, organik maddeler tarafından solunarak karbondioksit üretimi sağlanmıştır. Böylece söz konusu ortamda fare, tahıl böcekleri ve küf mantarı barınamaz duruma gelir ve tahıl uzun süre korunmuş olurdu.

Alaca Höyük’te 3. katta ele geçen çanak çömlek özellikleri Kaniş Karum 1b-a, Alişar, Kusura C evresi, Acem Höyük III, Osmankayası ve Afyon Yanarlar Mezarlığı, Boğazköy IVc, 3 diğer yandan Boğazköy IVb, III, 2,1 çanak çömleği ile karşılaştırılabilmektedir. Bu katın mühür ve mühür baskıları Assur Ticaret Kolonileri Çağının geç safhasında kullanılmaya başlanmış olanların yanı sıra Eski Hitit ve Hitit İmparatorluk Çağına ait olanlardır.  Hafirlerin Orta Hitit Çağı dediği 3. yapı katı, eskiden yeniye doğru 3b Eski Hitit Çağı, 3a Hitit İmparatorluğu Döneminin başına tarihlendirmeyi yeğleyen K. Bittel ve Tahsin Özgüç görüşlerine uymaktadır.

Alaca Höyük’te, IV. yapı katında, eski ve de yeni dönem kazı çalışmalarında, büyük bina kalıntısına rastlanmamıştır. Dar alanlarda çalışılmış olması ve araştırmaların yeterli olmaması, şehrin o zamanki büyüklüğü hakkında kesin bir sonuca ulaşmamızı şimdilik engellemektedir. 

Geçmiş dönem kazılarında özel ev tipi gösteren yapılar açığa çıkarılmıştır. Yeni dönem çalışmalarında açığa çıkarılan mimariye bakılacak olursa, küçük bölümlere sahip olan yapılar sıkışık düzende kurulmuştur. Yapıların kuruluşunda da bir düzen yoktur. 

Bu yapı katı Eski Tunç Çağı yangını içine kurulduğundan, burada yoğun bir şekilde Eski Tunç Çağına ait amorf seramik malzemeyle karşılaşılmıştır. Ayrıca bu tabakada iki adet de Eski Tunç Çağı mühürlerinin formunda eserler ele geçmiştir. Yapılar kısmen V. yapı enkazından faydalanılarak inşa edilmiştir.

IV. yapı katına ait olan “maden atölyesi” yapısının tabanları yer yer sıkıştırılmış toprak ve taş döşemedir. Taş temel kalınları 50-60 cm arasında değişmektedir. Temellerde çift sıra taş kullanılmasıyla genişlikler arttırılmış ve Eski Tunç Çağı yapılarından daha güçlü yapı temelleri oluşturulmuştur. Devam eden çalışmalar sonucunda atölyenin bu iki odasına ilaveten iki oda daha eklendiği görülmüştür ve bu odalardan ayrı çok sayıda fırın tabanı kalıntıları ele geçmiştir. Kuzeye doğru yapılan kazı çalışmalarında duvarların genişlikleri 40-50 cm olan küçük odalar açığa çıkartılmıştır.

1997-2013 yılları arasında yapılan yeni dönem kazılarında IV. yapı katında henüz tam plan veren yapılar açığa çıkarılamamıştır. Bu yapı katında açığa çıkarılan ve kazısı hala devam eden maden atölyesine ait odalar bulunmuştur. Ele geçen yeni bulgular ışığında söz konusu atölyenin, Assur Ticaret Kolonileri geç safhasından Eski Hitit Çağına kadar kullanıldığı anlaşılmıştır. 

Mimari tekniğe bakıldığında örgüsünde bağlayıcı malzeme olarak çamur harç kullanılmıştır. Temellerde taşların dış yüzeyleri muntazam yapılmış, içleri düzensiz görünümdedir.  Bu yapı, tekniğine baktığımızda Boğazköy ve Alişar’la benzerlik gösterir. Bu yapı katında eski dönem kazılarında açığa çıkarılan özel evlerde duvarların dik açı oluşturacak şekilde bağlanmaması ve duvarların birbirine paralel olmamasından dolayı ortaya düzgün olmayan bir yapı grubu çıkmıştır. 

Atölye yapısı iki evrelidir. Her iki evrede de düzenli mimari plan göstermeyen duvar parçaları ve yaşamsal mekân olamayacak kadar küçük odalar ortaya çıkarılmıştır. Bu yapı kalıntılarının içerisinden bir atölyede kullanılabilecek malzemeler ele geçmiştir. Potalar, bunların içerisinde gözle görülen maden kalıntıları mevcuttur. Kalıplar, yoğun bir şekilde ele geçen madeni eserler (iğneler, altın kaplamalar) atölyenin içerisinde bulunan çeşitli tiplerdeki iğnelerin başları, bize kesin bir tarih verebilecek konumda değildir. İğnelerin Eski Tunç Çağından MÖ 1. bine kadar kullanıldıkları bilinmektedir. Ayrıca oraklar, deliciler, kemik çekiç başları, çanak-çömlekler de buluntular arasındadır. Bu yapı içerisinden oldukça kaba hamurdan bir küp parçası üzerinde, çizgisel tarzda yapılmış, lir tasvirinin bulunduğu parçası da özel bir buluntudur.  

Bu yapılar içerisinden ele geçen seramik repertuarına bakıldığında atölye içinde bulunan iğneler dışındaki diğer küçük eserlerin Assur Ticaret Kolonileri Döneminin son safhası ve Eski Hitit Dönemi özelliklerini göstermektedir. Bu alanda bulunan çanak çömlekler Kaniş –Karum Ib, Maşat Höyük V, Alişar, Boğazköy IVd ve Aşağı Şehir IV. yapı katı, Acem Höyük III, Konya Karahöyük I, Yanarlar ve Gordion Hitit mezarlığındaki eserlerle benzerlik gösterirler. 

ALACA HÖYÜK HİTİT BARAJI

Aşırı yağışların ya da nehirlerin yatağını değiştirmesi sonucunda gerçekleşen sel baskınlarından Hititlerin de etkilendiği yazılı belgelerden bilinmektedir. Fırtına tanrısının kült merkezi olan Nerik şehrinin su baskınına uğradığı ve bu şehrin Kral III. Hattuşili tarafından kurtarıldığını anlatan bir yazılı belge de mevcuttur. Sulamanın yanı sıra barajların yapılmasının bir diğer nedeni de nehirlerin su baskınını kontrol altına almak olmuştur. Yaşadıkları bölge ve iklim şartları gereği, suyun önemini kavrayan, bu sebeple su toplamaya yönelik barajlar ve kutsal su havuzları yapan Hititler suyun kutsallığını da vurgulamışlardır.

Alaca Höyük Hitit Barajı Alaca Höyük Kazı Arşivi

Hititler de Anadolu’da barajsız yaşanamayacağını günümüzden 3 bin 500 sene kadar önce anlamışlar ve gereğini yerine getirmişlerdir.

Ahmet Ünal’a göre “sulama” anlamına gelen Hititçe kelime sadece bahçeler için kullanılmıştır. Eğer bu açıdan bakılacak olursa, Hititler Döneminde de sulamanın belirli bir sistem içerisinde gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Şüphesiz ki, bu konuda bir Hitit su idaresinden bahsedilebilir. Çünkü sulamanın düzenli bir şekilde işleyebilmesi için belli kurallara ihtiyaç duyulması kaçınılmazdır. Suya ihtiyaç duyulan bölgelere ideal şekilde su temin edebilmek için baraj ve göletlerden düzenli bir şekilde su alımı yapılmış olmalıydı. Huser’in yaptığı araştırmalar ışığında Hititler çivi yazılı belgelerinde su idaresi konusuna çok az değinmişlerdir. Ancak, kanunlar ya da memur genelgeleri bazı ipuçları vermektedir. Bu belgelere göre göletlerin pisliklerden korunması, su kanallarının yılda en az bir kez temizlenmesi gerekirdi. Bu tesislerin zarara sokulması durumunda, örneğin; eğer bir kişi bir meyve bahçesinin sulama sistemini bozarsa ya da bir boru çalarsa, ceza verilmekteydi. Bu da işleyen bir su sisteminin Hitit Devleti için ne derece önem taşıdığını göstermektedir.

Bununla ilgili en güzel kanıtlardan biri de, Hititlerin yaptığı barajlardır. Bunlardan yeri bilinen bazı baraj ve kutsal havuzlar; Kayseri Pınarbaşı yakınlarında Karakuyu, Konya Kadınhan’daki Köylütolu, Beyşehir Eflatunpınar’a ve Yalburt Yaylası’ndaki kutsal havuz ile Alaca Höyük yakınındaki Gülpınar Hitit Barajı’dır.

1935 yılından bu yana varlığı bilinen Gölpınar Hitit Barajı’nın, taş dolgu setinin yüzeyinden yüksekliği yaklaşık 2 metredir. Bendin taşları yumruk büyüklüğündedir. Alt kısımdaki taşlar daha büyüktür ve killi toprakla takviye edilmiştir. Bu, bir ölçüde geçirgenliği de önlemiştir.  Setin alt kısımlarında harç olarak killi toprak kullanılmıştır.  

Taş setin doğu-batı yönünde kalınlığı 15 metredir. Setin her iki yanında savaklar mevcuttur.  Bu savaklardan iki tanesi günümüzde de işlevini korumaktadır. Bu savakların arasında bir metre seviye farkı vardır. Bu, barajın su dolum kapasitesiyle ilgilidir. İki savağın içerisinden gelen su, taş dolgu setin üzerindeki kanal yoluyla, dinlenme havuzuna akmış olmalıdır. Burada dinlenen su, batı tarafındaki setin duvarı üzerinden, çakıl döşeli bölümden öndeki kanala doğru akış göstermiş olmalıdır.

Uzunluğu yaklaşık 130 metre olan taş setin ortasında bir dinlendirme ya da depolama havuzu vardır.  Bu depolama ya da dinlendirme havuzun un tabanı da kille kaplanmıştır.

Bendin batı istikametinde, suyun aktığı yönde ortadaki havuzun kenarında üç adet sunak şeklinde heykel ya da kitabe kaidesi açığa çıkartılmıştır. Dışa doğru hafif meyilli olan kaidelerinden birisi kum, ikincisi kireç üçüncü kaide ise, andezittendir. Her üç kaidenin de üstünde dışa doğru 20 cm yüksekliğinde çıkıntı mevcuttur. Bu kaidelerin benzerleri Eflatunpınar’da mevcuttur.

Alaca Höyük Hitit Barajı gövdesindeki bataklık görünümündeki toprağın yaklaşık 25.000 metreküplük bölümü temizlenmiştir. Bu temizlikten sonra, baraj gövdesinin, andezit ve konglomera kayaçların içine oyularak yapıldığı ve taş dolgu set ve diğer üç yönden taş duvarlarla çevrelendiği anlaşılmıştır.

Baraj havzasının çamurumsu toprak yığını temizlenirken, bir stel kaidesi ve hiyeroglif yazıta ait taş parçası da bulundu. Hiyeroglifli yazıt parçasını inceleyen filologlar bunun, tanrıça Hepat’la ilgili bir kitabeye ait olduğunu yayınladılar. Gölpınar Hitit Barajı, Alaca Höyük ve çevresine daha çok su toplama amaçlı hizmet vermiş olmalıdır. Fakat burada ele geçen heykel ya da stel kaidelerini ve hiyeroglif yazıtlı stel parçasını da değerlendirecek olursak, dinsel bir anlamı olduğu da düşünülebilir.  Köylütolu Barajı’nda, Yalburt kutsal havuzunda, Karakuyu Barajı’nda ele geçen IV. Tuthalia’ya ait yazıtlar da ele geçmiştir. Bu yazıtların antik barajlara ve kutsal havuzlara konmasındaki amaç kralın ve tanrının gücünü göstermektir. Yalburt, Köylütolu ve Karakuyu Barajı’nda olduğu gibi Alaca Höyük’teki Gölpınar Hitit Barajı’nda bulunan stel parçasında yazılı olan Tanrıça Hepat adının da, aynı amaçla yazılmış olması ihtimali düşünülebilir.

Eski Tunç Çağı

III. Kültür Katı ise, MÖ 3000 ile MÖ 1750 yılları arasındaki dönemdir ve Eski Tunç Çağında, Anadolu’nun tarih sahnesine “Hatti” adıyla çıktığı safhadır. Alaca Höyük’teki bu dönemin en önemli buluntuları, Hitit kültürüne ışık tutmuş olan Hatti prens ve prenses mezarlarıdır. Bu kültür katında yerleşim içinde özel bir alana toplanmış yöneticiler ve ailesine ait 13 mezar açığa çıkarılmıştır. Bu mezarlarda bulunan (sözde Hitit güneş kursu) “Hatti Güneş”  kursları ve bunlarla beraber ele geçen boğa, geyik ve insan heykelleri sanatsal açıdan kusursuzdur. Ayrıca, altın, gümüş ve tunçtan yapılmış ölü hediyeleri, dönemin eriştiği yüksek kültür seviyesini yansıtırlar. Bu mezarlardan gün ışığına çıkartılmış altın kabzalı hançer, Anadolu’nu en eski demir eseridir. Bu 13 krali mezardan altı tanesi, daha önceki yıllarda mimari açıdan yeniden yapılandırılmıştı. Ancak görsel olarak ve zamanla çok tahrip olduğu için yeterli değildi. 2009 yılında bu mezarlar yeniden, yerinde canlandırılmış ve ziyaretçiler tarafından gezilip görülebilir duruma getirilmiştir.

Bu krali mezarlar dışında, Eski Tunç Çağına ait 2009 yılında yapılan kazılarda çok özel buluntular ele geçmiş ve nişli, kerpiçli büyük bir yapı açığa çıkarılmıştır. Ancak bu özellikli yapı, Hitit İmparatorluk Dönemi mabed-saray yapısı ile büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Kerpiçlerin bir bölümü korunmuştur. Açığa çıkartılan odaların kuzey duvarları üzerinde, kerpiç duvarların arasında ikisi tam biri tahrip olmuş 3 adet niş (kör pencere) ortaya çıkarılmıştır. Nişlerin iç duvarları ve tabanı sıvalıdır. Bu kör pencerelerin önünde, ikisi envanterlik diğerleri etütlük olmak üzere bir grup depas ele geçmiştir. Envanterlik iki depas 1935 yılından bu yana süren Alaca Höyük kazılarında ilk defa tam olarak açığa çıkarılmıştır. Bu depasların yanında adak kapları olarak yorumlanabilecek kulplu kulpsuz küçük çanaklar, figürün ve idoller açığa çıkarılmıştır. Ayrıca bu alanda çok sayıda Eski Tunç Çağına tarihlenen çanak-çömlek buluntu ele geçmiştir.

Alaca Höyük’teki Eski Tunç Çağı beyinin iskeletinin duruşunun detay görüntüsü Fotoğraf : Aykan Özener

Kalkolitik Çağı

IV. Kültür Katının başlangıcı henüz kesin olarak bilinmemektedir. Çünkü bu döneme ait yerleşimler günümüzde sular altında kalmıştır. Ancak, MÖ 5500-3000 kadar olan dönem Kalkolitik Çağdır. Çok dar alanda yapılan çalışmalarla bu evre tam anlamıyla tespit edilememiştir. Ele geçen seramik buluntular bu kültür katını tarihlendirmeye yardımcı olmuştur. 

Alaca Höyük’te son yıllarda yapılan kazılarda, bir tabakaya bağlı olmadan ele geçen kabartmalı seramik parçası üzerindeki hayvan betimlemesinin Arkaik görünümlü oluşu, Alaca Höyük yerleşim tarihi açısından düşündürücü bir buluntudur.

Kültepe Metinlerinde Evlilik

İçerik bakımından Eski Assur metinlerinde örneği olmayan metnin son satırında yer alan “a-ha-<at>niqá-qá-sà a-naIštar ta-aq-lu-up”, ifadesi o dönem Assur toplumundaki bir başka uygulamayı göstermekte ve evlilik çağına gelen genç kızlarla ilgili bir adetten bahsetmektedir. Bu ifade İ. Albayrak tarafından kız kardeşimiz başını İştar için açtı olarak tercüme edilerek, genç kızların evlenecek yaşa geldiklerini göstermek maksadıyla tanrıça İştar için düzenlenen bir törende başlarını açmaları şeklinde değerlendirilmektedir.

Yazılı kaynaklar, MÖ 3. binyılın son çeyreğinden itibaren Akadlı tüccarların Anadolu’ya ticaret için geldiklerini göstermektedir. Muhtemelen çok düzenli olmayan bu faaliyetler, MÖ 2. binyılın başlarında Assur Devleti’nin desteği ve Assurlu tüccarların girişimciliğiyle sistematik bir hal almış, MÖ 1974 ile 1719 yılları arasını kapsayan ve Eski Assur Ticaret Kolonileri olarak da adlandırılan dönem boyunca hemen hemen düzenli bir şekilde devam etmiştir. Yaklaşık 255 yıl süren bu ticarî ilişkilerin Anadolu’daki en eski tanıkları başta Kayseri yakınlarındaki Kültepe olmak üzere, Boğazköy, Alişar, Kaman-Kalehöyük, Kayalıpınar ve Acemhöyük’te ele geçen Eski Assurca yazılmış zarf, tablet, bulla ve etiketlerden oluşan çivi yazılı belge koleksiyonudur. Anadolu’nun en eski yazılı kayıtları olma özelliğine de sahip bu malzeme, arkeoloji çevrelerince ilk defa 1881 yılında tanınmıştır. Bulundukları yerin eski isminin bilinmemesi sebebiyle, bölgeye klasik dönemde verilen isim dikkate alınarak, o dönemde Kapadokya tabletleri olarak adlandırılan belgeler, günümüzde daha çok Kültepe/Kaniş tabletleri olarak bilinmektedir. 1881 yılından bugüne kadar geçen 132 yıl zarfında Kültepe metinleri üzerinde yerli ve yabancı pek çok bilim insanı çalışmış, bunun neticesinde de günümüzden yaklaşık 4000 yıl önceki Anadolu ve Assur’u pek çok yönden tanımamız mümkün olmuştur.

Bu koleksiyonun büyük çoğunluğu Assurlu tüccarların borç senetleri, kervan ve alacak-verecek kayıtları, iş sözleşmeleri, iş mektupları ile ticarî anlaşmazlıklarla ilgili mahkeme kayıtları gibi ticarî konularla ilgilidir. Anadolu halkına ait şu ana kadar ele geçen belge sayısı oldukça az olup, olanların önemli kısmı da ticarî aktiviteler ile ilgilidir. Eski Assur Ticaret Kolonileri Dönemine ait Anadolulu ve özellikle Assurlu tüccarların iktisadî faaliyetleri hakkında önemli bilgilere sahibiz. Yazılı kaynak sayısı fazlaymış gibi görünse de diğer hususlarla ilgili bilgimiz pek azdır. Kültepe’de ortaya çıkarılan çivi yazılı metinlerin büyük çoğunluğunun Assurlulara ait olması sebebiyle, Assurluların sosyal hayatlarına dair daha fazla bilgiye sahibiz. Ama yine de Anadolu ve Assur toplumunun evlilik öncesi örf ve adetlerle şekillenen bazı süreçleri hakkında net bilgiler mevcut değildir. Meselâ, Eski Babil toplumunda kızın babasının evinden çeyiz getirdiğini ve ölüm, boşanma gibi olumsuz durumlarda çeyizin hukuken korunduğunu bilmekteyiz. Ancak, Eski Assur metinlerinden Anadolu’da veya Assur’da böyle bir uygulamanın varlığı, çivi yazılı belgelerden tespit edilememektedir. Benzer bir durum başlık parası âdeti için de geçerlidir. Eski Assur Dönemi Assur toplumunda ve Hitit Çağı Anadolu’sunda varlığını bildiğimiz başlık parası uygulamasının, bu dönem Anadolu toplumundaki izleri netleşmemiştir. Bunun yanında, evliliğe giden yolda en önemli aşamalardan biri olan düğün merasimi hakkında da net bilgilere sahip değiliz. Hitit Dönemine ait Bitik Vazosu üzerinde yer alan kutsal evlilik sahnesi, söz konusu dönemde Anadolu’daki evliliğin tezahürü hakkında birtakım ipuçları verse de, nihai tespit için daha fazla bilgi gerekmektedir.        

Mezopotamya halklarının evlilik müessesine verdikleri önemi anlayabilmemiz için ortaya koydukları kanunlara bakmamız yeterli olacaktır. Özellikle Hammurabi ve Eşnunna Kanunları’ndaki iki madde, evliliğin hukuki geçerliliğe sahip olabilmesi için yazılı bir belgeyle resmileştirilmesi gerektiğini ortaya koyar. Mezopotamya’da varlığını bildiğimiz kanun yapma anlayışının Eski Assur Döneminde de olması şaşırtıcı olmaz, ancak, metinlerde bunu ima eden cümlelere rastlanmakla beraber, bu döneme ait bir kanun metni henüz ele geçmemiştir. Bununla beraber, Kültepe’de ele geçen evlilik sözleşmeleri evliliğin resmileştirilmesine verilen önemi göstermesi bakımından mühimdir. Fakat, bu uygulamanın kanuni bir gereklilik ya da gelenek ve görenekle şekillenmiş bir anlayışın yazıya dökülmesi olduğu şüphelidir.

Kültepe metinleri bugün olduğu gibi o dönemde de evliliğe giden süreçte bazı uygulamaların varlığına işaret etmekte, bunun yanında günümüzle irtibatlandırabileceğimiz bazı önemli bilgiler de içermektedir. Bu hususta en önemli bilgi kaynağımız 1988 yılında Kültepe’de ortaya çıkarılan ve Assurlu Aşşur-rē’ī ile oğlu Pilah-İştar’a ait arşivdir. Bu arşivdeki birkaç metin, Eski Assur toplumunda evlilikle ilgili bazı uygulamalar, özellikle de kız tarafının bu süreçteki rolü hakkında kısıtlı da olsa bilgi verir. Bu arşivden ele geçen yazılı bir metin, evlilik sürecinin tarafların birbirlerine söz vermeleriyle başladığını belgelemektedir. Damat, kızın babası tarafından belirlenmekte, söz vermek ve muhtemelen tabletlere yansımayan birtakım uygulamalarla olay resmiyet kazanmaktadır. Bu belge ayrıca, Eski Assur Döneminde, hem Anadolu hem de Mezopotamya halklarında varlığını bildiğimiz, günümüz Anadolu’sunda bazı bölgelerde hala görülebilen beşik kertmesinin de içinde bulunduğu kız çocuklarının küçük yaşta nişanlanması ile ilgili ipuçları içermekte, bunun yanında kız evi tarafından damat adayına nişan hediyesi (išrum-kemeri) verme âdetini de göstermektedir. Bu mühim metinde Pilah-İştar, kız kardeşinin sözlüsü ya da nişanlısı Amur-İştar’a hitaben babasına söz verdiğini belirterek, kız kardeşi ile evlenmesini istemektedir. Ancak Amur-İştar, kendisine verilmeyen išrum-kemerini ve yaşlandığını bahane ederek onun kız kardeşiyle evlenmeyeceğini, başka bir Assurlu kızla evleneceğini belirtmektedir.

“Pilah-İştarAmur-İştar‟a karşı bizi (şahit olarak) tuttu ve Pilah-İştar şöyle söyledi: Sen benim babama söz verdin, buraya gel ve nişanlınla (metin: karın) evlen. Amur-İştar şöyle cevap verdi: Gerçekten senin babana ben söz vermiştim. Ama kayın biraderim olarak belime kemeri vermedin. Ayrıca, benim kardeşime de (ağabeyime) hiçbir şey söylemedin. Günler geçiyor ve ben yaşlanıyorum. Şu anda bir başka Assurlu kızla evleniyorum. Senin kız kardeşinle evlenmeyeceğim. Bu ifadeler üzerine Kanişkārumu kararını verdi. Tanrı Assur‟un kılıcı önünde şahitlik yaptık. İlī-ālum’un oğlu Kuzuzia’nın huzurunda, İlī-İştar’ın oğlu Ah-şalim’in huzurunda, Dada’nın oğlu Būr-Suen’in huzurunda”.

Eldeki metinlerden Amur-İştar’ın kararındaki bu değişikliğin sebebini anlamak zordur. Ancak, kızın babası Aşşur-rē’ī’nin beklenmedik ölümünün, muhtemelen ailenin bozulan ekonomik durumunun ve erkek kardeşler arasında yaşanan mali anlaşmazlıkların evlilik sürecini uzattığını ve belirsizliğin Amur-İştar’ın böyle bir karar almasında etkili olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanında, damat adayının Pilah-İştar’a söylediği Kayınbiraderim olarak belime kemeri vermedin. Ayrıca, benim ağabeyime de hiçbir şey söylemedin. Günler geçiyor ve ben yaşlanıyorum” ifadesi uzayan süreci ve belirsizliği tüm açıklığıyla ortaya koyduğu gibi, Assur toplumunda evlilik sürecinde gerçekleşen başka bir uygulamayı da göz önüne sermektedir. Öyle anlaşılıyor ki, kız tarafının da damada karşı yerine getirmesi gereken bazı sorumlulukları vardı ve bunlardan belki de en önemlisi, damada kemer hediye edilmesiydi. Amur-İştar’ın nişanı bozmasının en önemli sebebi olarak gösterdiği bu âdetin, “söz akdi”nin aileler arasında resmiyet kazanması için yerine getirilmesi gereken olmazsa olmazlarından biri olduğu anlaşılmaktadır.

Pilah-İştar’a ait bir başka belgeden ismini bilemediğimiz kız kardeşini evlendirme çabasının devam ettiğini, ancak evlilik sürecinde yapılacak masrafların nasıl karşılanacağı hususunda diğer erkek kardeşleriyle problem yaşadığını ve bu meselenin mahkemeye intikal ettiğini görmekteyiz. Pilah-İştar, kız kardeşinin büyüdüğünü ve evlilik çağına geldiğini belirterek, erkek kardeşlerinden kendi aralarında toplayacakları veya tüccar evinden faizle borçlanılarak elde edilecek para ile kız kardeşini evlendirmeyi teklif etmektedir. Mannum-balum-Aşşur ve Şuzuzu, kardeşlerinin bu isteği karşısında kendilerinde para olmadığını, faizle borç para alarak kız kardeşlerini evlendirmesini, faizli olarak aldığı parayı da babalarının firmasının gümüşünden alıp, geri ödemesini istemektedirler. Pilah-İştar metnin devamında, tüccar evinden borç alarak kız kardeşini evlendireceğini, bu iş için gerekli masrafın da 1 1/3 mina, yaklaşık 640 gram gümüş olacağını ifade etmektedir. Metinde şunlar yazılmaktadır:

Bizim kardeşimiz büyüdü (evlenecek çağa geldi). Buraya gelin. Ne kadar para harcanacaksa üçümüz mirastan bir birikim yapalım veya tüccar evinden fâizli para alarak masrafı öyle karşılayalım ve kız kardeşimizi kocaya verelim. Mannum-balum-Aşşur ve ŞuzuzuPilah-İştar’a şöyle karşılık verdiler: Bizde para yok! Git bizim sözümüzle ne kadar para harcanacaksa tüccar evinden fâizle al, harca ve bizim kız kardeşimizi kocaya ver. Tüccar evinden aldığın parayı ve onun fâizini babamızın firmasından aldığın parayla ilk ödeme döneminden önce öde ve tüccar evine iade et. Pilah-İştar, Mannum-balum-Aşşur ve Şuzuzu’ya şöyle cevap verdi: Ben, babamın firmasından parayı alacağım. Tüccar evinden alacağım parayı ve fâizini masraf olarak harcayacağım ve siz miras hakkınız olarak benden her hangi bir talepte bulunmayacaksınız.

Pilah-İştar’a ait olan bir başka belge, o dönem adetlerini ve özel merasimlerde misafirlerin nasıl ağırlandığını göstermesi bakımından son derece mühim bilgiler vermektedir. Metinde geçen “eniştemizi ve onun arkadaşlarını davet ettim” satırları, bu özel daveti kız tarafının tertip ettiğini göstermekte ve bugün hâlâ Anadolu’nun pek çok yöresinde görülen nişan/düğün yemeği âdetine işaret etmektedir. Bunun yanında bu özel günde damada hediye olarak kemer takıldığı bu metinden de anlaşılmaktadır. Belgeden Pilah-İştar’ın Wahšušana şehrinde yaşayan eniştesi ve onun arkadaşlarına bir davet verdiği, listedeki masrafların çeşitliliğine bakılırsa, hiçbir masraftan kaçınmadığı görülmektedir. Yapılan harcamaları topladığımızda yaklaşık 1050 gram gümüşmasraf edildiği ortaya çıkmaktadır. Yukarıda ele aldığımız metinde Pilah-İştar, kız kardeşini evlendirmek için yaklaşık 640 gram gümüşe ihtiyaç duyduğunu ifade etmişti. Eğer bahsi geçen bu masraflar yukarıda bahsedilen kız kardeşin evlendirilmesi için yapılmışsa, masrafın Pilah-İştar’ın tahmininden daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanında, metnin hemen başında kayıtlı Eniştemizi (gerdeğe) girdirdiğimizde işrum-kemeri yerine 2/3 mina 15 uṭṭet (değerindeki gümüşü deriden) kemer için tarttım ifadesinden, daha önce Amur-İştar’ın beline takılmadığı için nişanı bozmasına neden olan işrum-kemerinin yerine, biraz daha ucuz olan deriden bir kemer takıldığı anlaşılmaktadır. Böylece Eski Assur toplumunda damada kemer takma âdetinin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.Metnin tamamının tercümesi şu şekildedir:

Eniştemizi girdirdiğimizde išrum-kemeri yerine 2/3 mina 15 uṭṭet (değerindeki gümüşü deriden) kemer için tarttım. 1/4 šeqel (ayakkabı) bağı için, 2/3 šeqel 15 uṭṭet 3 (bira) kâsesi için tarttım. 1/4 šeqel et için tarttıktan sonra eniştemizi ve onun meslektaşlarını davet ettim. Eniştemizi ve onun meslektaşlarını davet ettikten sonra 1 1/2 šeqel gümüş harcanmıştır. Wahšušana’dan buraya geldiğinde 1/4 šeqel (ayakkabı) bağı için, 1/2 šeqel 2 (bira) kâsesi için tarttım. 1/2 šeqel et için tarttıktan sonra eniştemizi ve onun meslektaşlarını davet ettim. 4 1/2 šeqel 2 çuval ve 1 kap (bira) maltı için tarttım. 4 šeqel 2 çuval bira ekmeği için tarttım. 7 šeqel‟den 15 uṭṭet eksik, 6 çuval arpa için tarttım. 6 2/3 šeqel 4 çuval buğday için tarttım. 2 1/6 šeqel yağ için tarttım. 1 1/3 bal için tarttım. 2 1/4 šeqel sığırların ve eşeklerin koşum takımları için tarttım. 15 šeqel sığır için tarttım. 2/3 šeqel koyun için tarttım. 2/3 šeqel 15 uṭṭet koyun için bir kez daha tarttım. 1/6 šeqel koyun için, [x] šeqel koyun için tarttım. 1 šeqel araba için, [x]‟den 1/6 šeqel eksik, saman (yapmak) için döven taşına tarttım. Bir sığır ve bir koyun (için ……) tarttım. [x] šeqel 2 deri post için [tart]tım. 3 1/6 šeqel 2 odun arabası için [………] tarttım. 1 šeqel‟den 7 1/2 uṭṭet eksik, [……..için] tarttım. 2 šeqel [x] kamış arabası [için], [x] šeqel meşe palamudu ve şarap için, [x] šeqel 30 (ayakkabı) bağı için, [x+]5 šeqel yağ için tarttım. [x] šeqelumzum için, 1/3 šeqel soğan için tarttım, 1/2 šeqel 1 kap bulgur için tarttım. 1/6‟dan eksik, bir çuval saman için tarttım. 1/6 šeqel kamıştan kap için, 1 šeqelmalahi kazanı ve habušatum (kabı) için, ¼ šeqel kötü (kalitesiz) yağ için tarttım. ½ šeqel‟den 7 ½ uṭṭet eksik, odun için tarttım. 22 ½ uṭṭet …kabı için tarttım. Kemeri onun [……..]‟na verdim. ¼ šeqel [……….] ekmeği için, 15 uṭṭet kamış için, 2/3 šeqel [………] için tarttım. 15 uṭṭet elbisenin bir parçası için tarttım. 5/6 mina (gümüş) 5 (adet) kutānum (cinsi) kumaş için tarttım. 4 ½ šeqel onun mantosu için tarttım. 4 šeqel onun (bayanın) šitrum (kumaşı) için tarttım ve bayan kölelere bağladım. ½ šeqel 2 ekmek için tarttım. 1/3 (ayakkabı) bağı için tarttım. Eniştemizi ve onun meslektaşlarını davet ettim. 2/3 šeqel 15 uṭṭet 3 ekmek için, 1/6 šeqel odun için, ¼ šeqel (ayakkabı) bağı için tarttım ve 2/3 šeqel 15 uṭṭet bir çift ayakkabı için tarttım ve onun beyi yazacak. Eniştemizi ve onun meslektaşlarını davet ettim. Eniştemizi ve onun meslektaşlarını davet ettikten sonra 2 šeqel gümüş harcanmıştır. 1 ½ šeqel 5+[x……] için tarttım. 1/3 odun için, 1/6 šeqel palamut için 15 uṭṭet [….] için tarttım. Eniştemiz ve onun meslektaşları (için) yazacak. Davet ettim [ x šeqel (x uṭṭet)] 7 kap için, 1 ¼ šeqel koyun için, ¼ šeqel odun için, 15 uṭṭet [….] için [tarttım]. Kız kardeşimiz başını İštar için açtı”.

İçerik bakımından Eski Assur metinlerinde örneği olmayan metnin son satırında yer alan “a-ha-<at>niqá-qá-sà a-naIštar ta-aq-lu-up”, ifadesi o dönem Assur toplumundaki bir başka uygulamayı göstermekte ve evlilik çağına gelen genç kızlarla ilgili bir adetten bahsetmektedir. Bu ifade İ. Albayrak tarafından kız kardeşimiz başını İştar için açtı olarak tercüme edilerek, genç kızların evlenecek yaşa geldiklerini göstermek maksadıyla tanrıça İştar için düzenlenen bir törende başlarını açmaları şeklinde değerlendirilmektedir. L. G. Gökçek ise, “başı açmak” kelimesini “saçı düzenlemek olarak tercüme etmekte ve Tanrıça İştar adına düzenlenen bir törende, genç kızların düğün merasimi için saçlarını yaptırdıkları şeklinde yorumlamakta, günümüzde görülen gelin adaylarının saçlarını yaptırma âdetinin 4000 yıl önceki izleri olarak değerlendirmektedir. Bununla birlikte, hem kız tarafının yemekli olduğu anlaşılan özel bir davet vermesi hem de bu davet esnasında dini motifli bir uygulamanın gerçekleştirilmesi, günümüzde genellikle düğünlerden önceki gece yapılan “Kına Gecesi” merasimini akla getirmektedir. Bilindiği üzere günümüzde kız tarafının ev sahipliğinde düzenlenen bu törenlerde yemeğin ardından gelin adayının eline dualarla kına yakılmakta ve bu âdet düğün öncesi merasimlerinin vazgeçilemez safhalarından biri olarak uygulanmaktadır.

1988 arşivinin ortaya koyduğu bir başka veri, günümüz Anadolu’sunda ve doğu toplumlarında sıklıkla rastlanan takı takma âdetinin Eski Assur toplumundaki varlığıdır. Belgelerde evlenen Assurlu erkeklerin eşlerine hediye olarak verildiği belirtilen 1 ½ šeqel gümüşten bahsedilmektedir. Tabletler üzerinde bu hediyeleri kimin verdiğine dair bir bilgi mevcut değildir. Ancak, bu tabletlerin Aşşur-rē’ī ve Pilah-İştar’ın arşivinde ele geçmesi ve eşlerine hediye verilen bu şahısların Aşşur-rē’ī’nin oğlu Pilah-İştar’la iktisadî münasebetlerinin bulunması, hediye veren şahsın Pilah-İştar olduğunu ortaya koymaktadır. Bunların yanında Pilah-İştar’ın evlenen tüm bayanlara 1 ½ šeqel gümüş hediye etmesi, 12 gram miktarındaki gümüşün hediye olarak verilmesinin toplum içine yerleşmiş bir adet olduğunu ortaya koymaktadır. Bu uygulamanın günümüzdeki karşılığı ise evli çiftlere çeyrek altın takma âdetidir ki, bu hediyenin ağırlığı da 1.754 gram altındır.

Kültepe metinleri, Eski Assur toplumundaki evlilik süreci hakkında bizleri kısmen de olsa bilgilendirmekte ve günümüzden yaklaşık 4000 yıl önce Eski Assur toplumundaki bazı uygulamaları günümüzle karşılaştırma imkânı sağlamaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, Assur toplumunda kızlar küçük yaşlarda, beşik kertmesi de dâhil uygulamalarla nişanlanmakta ve damat, kızın babası tarafından belirlenmektedir. Kız tarafı damada düğün hediyesi vermekte, ayrıca kız tarafınca nişan/düğün yemeği verilmektedir. Bunun yanında kına gecesi ile irtibatlandırabileceğimiz dini motifli başı açma veya saçı yaptırma âdeti görülmekte, nihayetinde de takı takma uygulamasının varlığı tespit edilebilmektedir. Doğrudan Assurlularla ilgiliymiş gibi görünen bu uygulamaların, tamamen Assur toplumunun kültürel öğelerini mi yoksa Assurlu tüccarların Anadolu’da uzun seneler yaşamaları ve Anadolulu bayanlarla evlenmeleri sebebiyle benimsedikleri Anadolulu özellikleri mi gösterdiğini bilemesek de, 4000 yıl önce Anadolu’da görülen toplumsal hayata dair birtakım âdetlerin izlerini günümüzde de takip edebilmekteyiz.

Kaynak: Aktüel Arkeoloji

reklam